İletişim Paradigmaları

Modernite ve “Yabancılaşma” (Alienation) Üzerine

Francisco Jose de Goya Y Lucientes – A caza de dentes (Diş peşinde)

Asılmış bir adamın dişlerinde büyülü bir güç olduğu şeklindeki batıl inanışa kendini kaptıran bir kadının darağacında sallanan bir cesedin dişlerini sökmeye çalışmasını betimleyen, Goya’nın A caza de dientes (Dişlerin Peşinde) adlı oyma baskı resmidir. Fritz Pappenheim, bu resimde insanların “kendi çıkarlarını kovalamaya aşırı düşkün olmaları nedeniyle gerçeklikte olan her karşılaşmaların bu çıkar düşkünlüğü tarafından şekillendirildiği” bir çağın temsilini bulur. Günümüzde ise Pulitzer ödülü kazanmak adına yanan bir adamın fotoğrafını çeken fotoğrafçının durumu Goya’nın resmindeki kahramandan farksızdır. Burada sözü geçen iki kişi de dünyayla olan ilişkilerini de çıkarları doğrultusunda kurmaktadır. Ancak bu durum onların kişiler hırslarıyla açıklanamaz. Bu durum kişilerin ait oldukları ve şekillendikleri toplumun, çağın yansımalarıdır.

 

İleri teknoloji, aşırı işbölümü, hızlı toplumsal ve kültürel değişimler, aşırı ve sağlıksız kentleşme, insanın uyum mekanizmalarını bozmakta, insanı topluma ve kendi doğasına uyumsuz, yalnızca çıkarları doğrultusunda ilişkiler kurar hale getirmektedir.

 

Modern dönemde yaşayan bireyin en temel sorunlarından biri haline gelmekte olan ve “Yabancılaşma” (Alienation) olarak olarak ifade edebileceğimiz bu durumun etimolojik vetarihsel sürecine bakarsak;

 

Eski Yunanca’da “alloiosis” ve bundan türetilen Latince “alienatio” kökenli olan yabancılaşma kavramı, “esrime, kendinden geçme, benliğinin dışına çıkma” anlamında kullanılmıştır. İnsanın kayıtsız, hatta düşman bir evrende kendi basına yalnız olduğu anlamına gelen yabancılaşma neredeyse tüm insan ve toplum bilimlerinde, felsefede ve edebiyatta iki yüz yıldır önemini koruyan bir temadır(Marx, 2003:10).Yabancılaşma terimini ilk kullanan Hegel olmuştur.

 

Hegel’in yabancılaşma kavramında insan, çevresine yabancılaşmakta, kendisini düşünen ve hisseden bir varlık olarak görmemektedir. İnsanın doğaya ve kendi ruhuna yabancılaşmasının sebebi ürettiği mal ve eşyalardır. İnsan, varlığını ancak ürettiği mal ve eşya aracılığıyla kanıtlayabildiğine inanmakta, böylece de insan yasamı, mutsuz bilincin ve korkuların bir urunu haline gelmektedir.

 

Marx(1970:110)’a göre ise yabancılaşma, emeğin isçinin dışında olması, onun özüne ilişkin olmaması ve isçinin kendi emeğini, üretimini yadsıması sonucu isine, emeğine, içinde yasadığı doğaya, kendi öz doğasına ve diğer insanlara uzaklaşmasına neden olan eylemdir.

 

Sanayi devriminin ekonomik altyapısını oluşturduğu modern dönemde başlayan ve günümüzde de devam eden hızlı değişim ve teknolojik ilerleme ile toplumsal ve kültürel yapıda, örgütlenme biçimlerinde ve buna bağlı olarak da değer sistemlerinde temel dönüşümler meydana gelmektedir. Dolayısıyla günümüz insanı ekonomik, toplumsal, siyasal alanlarda hızlı değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bir dünyada yasamaktadır. Özellikle teknolojik alanda yaşanan hızlı değişimler insanın yasam tarzını hem olumlu hem de olumsuz olarak etkilemektedir. Teknolojik gelişmeler toplumların üst ve alt yapılarını, sosyo-kültürel yapılarını şekillendirmekte, bu durum da insanın topluma ve kendi özüne uyumunda sorunlar meydana getirmektedir.

 

Yabancılaşma genel olarak modern dönemde “bireyin toplumsal, kültürel ve doğal çevresine uyumunun azalması, çevresi üzerinde denetimini kaybetmesi ve giderek çaresiz kalarak yalnızlaşması” seklinde veya “kişinin kendini bir topluma veya bir gruba ait hissedememesi” olarak tanımlanabilir.

 

Sanayi devriminin başlangıcından günümüze kadar teknik dünya ile toplum arasında giderek büyüyen mesafe, insanın makineli üretime zor uyum sağlamasına ve isçi ile doğal çevresi arasında bir duvar örülmesine neden olmuştur. Batılı kapitalist ülkelerde teknolojik gelişmenin ve buna bağlı olarak gelişen yeni üretim biçimlerinin sonucunda toplumsal düzeyde meydana gelen örgütlenme ve düzenlemeler, insanları kurulu düzenin bir dişlisi biçimine indirgemiş bulunmaktadır. Bunun sonucunda da insani faaliyetlerini kendi dışındaki güçlerin yönlendirmesine ve denetimine bırakmak zorunda kalan bireyler, giderek yalnızlaşmakta ve yabancılaşmaktadırlar

 

Modernitenin nimetleri olarak ortaya çıkan ileri teknoloji, aşırı işbölümü, hızlı toplumsal ve kültürel değişimler, aşırı ve sağlıksız kentleşme, insanın uyum mekanizmalarını bozmakta, insanı topluma ve kendi doğasına uyumsuz hale getirmektedir. Çağdaş yasamın bu bunalımlı ortamı içerisinde yasamak zorunda kalan insan da, belirtilen bu sosyo-psikolojik faktörlerden olumsuz olarak etkilenerek kendisini yalnız, tükenmiş ve yabancı hissedebilmektedir.

 

Seeman modern toplum ya da endüstriyel düzen içerisinde ise yabancılaşmanın tipik bir olgu olduğunu söylemektedir. Ayrıca Seeman’a göre modern toplum içerisinde yabancılaşmış çalışanların sayısının çok fazla olması, yabancılaşma olgusunun yalnızca bireysel anlamda incelenemeyeceğini ortaya koymaktadır. Seeman yabancılaşmanın, politik düşmanlık, ırk ayrımı, zamanı boşa harcama, toplumsal hareketlilik gibi birçok toplumsal sonucu da olabileceğini belirtmektedir.

 

Seeman’a göre yabancılaşmanın beş ayrı boyutu bulunmaktadır. Bunlar;

 

Güçsüzlük: Kişinin sahip olduğu beklentiler ve inandığı olasılıkların kişinin kendisi tarafından belirlenememesi ve sonucunu değiştirebilmek için elinden hiçbir şey gelmediğini düşünmesi;

 

Anlamsızlık: kişinin hayal ettiği geleceğine ulaşabileceği ile ilgili olarak umutsuz olması, düşüncelerini gerçekleştiremeyeceğine inanması;

 

Kuralsızlık: kişinin hedef ve amaçlarına yalnızca toplumsal olarak kabul görmeyen davranışlar sonucu ulaşabileceğine inanması;

 

Topluma Yabancılaşma: toplum tarafından yüksek değer verilen amaçlar ve inançların birey için bir anlam ifade etmemesi;

Kendine Yabancılaşma: kişinin belirli bir davranışının, geleceğe yönelik beklentileri ile uyuşmaması, beklentilerinin dışına çıkarak farklı davranmasıdır.

 

Eserleri, moderniteye geçiş sancılarının yaşanmaya başladığı yılları kapsayan Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’da da, modernleşmeyle birlikte hayatı anlamlandırmakta güçlük çeken insanın, birbirine ve topluma karşı yabancılaşması dile getirilmektedir:

Bu yeraltı adamı kendi ‘kabuğu’ olan karanlık, iç bulandırıcı bir odada oturmaktadır. Yalnız yaşar. Dostları yoktur. ‘Hastayım, kötüyüm, çekici hiçbir yanım yok diyor. Ama alçaklığının bilincine varmasından, gizli gizli, tadına doyulmaz bir zevk duyuyor.Sevinçli pişmanlıkların, gülümseyen kinlerin, yüce korkuların özsuyunda olgunlaşıyor. ‘Pis St.Petersburg geceleri’nden birinde, köşesine çekilip, gündüzleyin yaptığı tüm kötülükleri,uğradığı tüm hakaretleri düşünmeyi seviyor. Alçaklığın son sınırına vardığını, hiçbir vaki tbaşkaları gibi bir insan olamayacağını, tamamıyla olağanüstü bir şey olduğunu, kalabalığın yanında, kalabalığın dışında bulunduğunu, evrenin bir kenarında yapayalnız kaldığını kendikendine söylemekten garip bir zevk duyuyor. ‘Ben tek başınayım, onlar hep birlikte.’’’

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s