“Ve Artık Akşam İnmişti” – H.Cibran

Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda, kumla köpüğün arasında. Yükselen deniz ayak izlerimi silecek, rüzgar köpüğü önüne katacak, ama denizle kıyı daima kalacak. Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır. Anımsamak bir tür buluşmadır. Unutmak ise bir tür özgürlük. Yüreğimdeki mühür kalbim kırılmadan çözülebilir mi?

Ancak büyük bir acı veya büyük bir sevinç senin gerçeğini açığa çıkarabilir. İşte böyle bir anda ya güneş altında çıplak danset, ya da çarmıhını taşı. İnsanlık, sonsuzluğun dışından sonsuzluğa akan bir ışık nehridir. Şafağa ancak gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir. Gariptir ki, kimi zevklerin tutkusudur, acılarımızın bir kısmını oluşturan. Kişinin hayal gücüyle, düşlerinin gerçekleşmesi arasındaki mesafe, yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir. Cennet orada, şu kapının ardında, hemen yandaki odada; ama ben anahtarı kaybettim. Belki de sadece koyduğum yeri unuttum

Evim der ki, “Beni bırakma, çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.” Yolum der ki, ” Gel ve beni izle, çünkü ben senin geleceğinim.” Ve ben hem eve, hem de yola derim ki, “Benim ne geçmişim, ne de geleceğim var. Eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır; gidersem, ayrılışımda bir kalış.

Adlandıramadıgın nimetleri özlediğinde, ve nedenini bilmeden kederlendiğinde, işte o zaman büyüyen her şeyle beraber büyüyecek, ve üst benliğine uzanacaksın.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Alice in Wonderland – Lewis Caroll

“bana söyleyebilir misiniz, lütfen, ne tarafa gitmem gerekiyor?”
“Bu, nereye varmak istediğine bağlı,” dedi Kedi.
“Nereye vardığım çok önemli değil-” dedi Alice.
“O zaman ne tarafa gittiğinin bir önemi yok,” dedi Kedi.
“- bir yere vardığım sürece,” diye ekledi Alice açıklamak için.
“Ah, bunu yapacağına eminim,” dedi Kedi, “eğer yeterince yürürsen.”

Alice-in-Wonderland-DeviantART-artwork-Apofiss-Chesire-Cheshire-Cat-_24400-17

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Synecdoche New york / Charlie Kaufman

herşey senin düşündüğünden daha karmaşık.
doğru olanın, sadece onda birini görüyorsun.
verdiğin her karardan etkilenecek milyonlarca şey var.
her seçim yaptığında hayatını mahvedebilirsin.
ama belki de aradan 20 yıl geçer
……ve sen asla ama asla neden böyle olduğunu anlayamayabilirsin.
ve doğru işi yapmak için yalnızca tek şansın vardır.
sadece dene ve nedenini bulmaya çalış.
ve kader diye bir şeyin olmadığını söylerler
ama herkes kendi kaderini belirler.
ve dünya ne kadar uzun süre devam ederse etsin
……sen sadece saniyelik bir zaman dilimi için buradasın.
zamanının büyük bir kısmı, ölüyken ya da doğmamışken harcanır.
ama yaşamak varken, sen, birinin gelip her şeyi
…düzeltmesini bekliyorsun.
bir telefon için, bir mektup için…
…ya da bir bakış için yıllarını harcıyorsun.
ve gelecek gibi görünmesine rağmen asla gelmiyor.
sonuçta zamanını hayal meyal bir pişmanlık…
…ya da gerçekleşmesi imkânsız bir umut ile geçiriyorsun.
sana bağlılık hissettiren bir şey.
kendini bir bütün hissetmeni sağlayan şey.
sevildiğini hissetmeni sağlayan bir şey.
gerçek şu ki
…çok kızgınım.

ve amin.

saat 7:44. uyuyorsun. saat 7:45. uyan. hayatta sahip olamayacakların ve sahip olduğun tek sey; yalnızlığın hakkında rilke’nin muhteşem sözcükleri ile güne başla. kahvaltını yaparken gazeteyi oku. 14 ekim 2005. herşey olması gerektiği gibi. 17 ekim 2005. başkalarının hayatlarında önemli olan, ama sana hiçbir şey ifade etmeyen birkaç kişinin öldüğünü oku. 2 kasım 2005. hayatlar akıp gidiyor. o okuduğun gazete sayfasında, izlediğin televizyonda, baktığın binalarda hep kendini gördüğün hayatların senin hayatından hiçbir farkı yoklar. çünkü herkes senin gibi hayalkırıklıkları, üzüntü, sevinç, saçmalık yaşıyor. zaten o yüzden hep yalnızız ve kendimiziz. sen caden’sin. adele, hazel, claire, olive’de öyleler. yani kendileri, ama senin için o insan sadece bir insan değil. sen onlar oluyorsun. onlara öyle anlamlar yüklüyorsun ki bir gün işler ters gittiğinde, seni terk ettiklerinde uğradığın hayal kırıklığının yerini hiçbir şey dolduramıyor. kelimeler düğümleniyor, acı çekıyorsun, zorlanıyorsun nefes almaya. değişikliklere karşı zaafın oluşuyor. hiçbir şey leke kalmamalı hayatında. siliyorsun herşeyi. bir temizlik manyağı olacak kadar takıntılısın artık. aslında herşey o kadar basit ki. sen birini istiyorsun onunla oluyorsun, o bir gün başkasını istiyor. seni hayalkırıklığına uğratıyor. sen kendi hayatını yaşarken onun kendi hayatını yaşamasına tahammül edemiyorsun. o kadar benciliz ki! kendi hayatlarımızı bir tiyatro sahnesinde yıllarca sahneyecek kadar benciliz. kimse izlemesin umrumuzda değil. sadece ben izleyeyim. doğru olan benim hayatım neşesi, üzüntüsü, acıları olsun. şimdi tek bir soru soruyorum size. herkesin kendi hayatını yaşamak istemesi bir suç mudur?

artık heyecanlı ve gizemli hayatın geride kaldı. yaşadın, anladın ve hayal kırıklığına uğradın. onlar da başkaları tarafından hayal kırıklığına uğradılar. yapacak birşey yok. yaşamaya devam et. sen sadece yaşamını sürdürmen için işini yapmaya devam et. artık onu da nasıl yapacağını biliyor musun? bu şehirde milyonlarca insan var ve hiçbiri diğerinden fazla değil. onlar sadece kendi hikayelerinin başrolu oynayan, kendilerine verilen ‘yaşama’ görevini yapan insanlar. sen de sadece yaşa. yaşadıkça hiçbir şeyin değişmediğini göreceksin. hayat o kadar basit ki!

saat 7:44 şimdi buradasın. saat 7:45. şimdi artık yoksun.

sadece bencil değil üstelik çok da zayıfız. sıradan yaşamamız için ihtiyacımız olan tek şey, birilerinin bize yapmamız gerekenleri hatırlatması. yat. uyu. kalk. işe git. hastalan. temizlik yap. gül. konuş. sür. dur. bağır. selam ver. yalnız kal. ağla. acı çek. özlem duy. dişçiye git. şarkı dinle. tekerleme öğren. yat. uyu. kalk. işe git. hastalan……………öl

Synecdoche new york  -Charlie Kaufman

66335_476962917007_6268768_n

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kolye Koptu ve İnciler Yere Dağıldı…

sen bütün cehennemleri biliyordun
içindeki ve diğerlerini.
deliresi karanlıklar yaşadın
gözlerin ardına dek açık.
gidilmez uzaklara gittin çelikten atlarınla,
görülmez uzakları gördün

ve yıkık tapınaklarda tanrı düşlerini.”*

hüzn ü rahim
kahırratlı celal
destan ı sitarül cevza, 16 yy elyazması
iskenderiye kütüphanesi**

* sad of the rain: cemal of cairo, anthology literature egyptian, vı, mistic poems special issue, ballad of the double planet, p.321, 1965, verlaine library publication, ohio.

**şiir marta chilla krie nin arapça dan ingilizce ye çevirisinden türkçe ye çevrilmiştir. arapça dan ingilizce ye yapılan ilk çeviride şiirin içinde yer aldığı mitosun adi çifte gezegenin destanı iken, 1971 de yayınlanan düzeltmelerle ballad of the gemini (ikizler burcu türküleri) olarak değiştirilmiştir. yine aynı düzeltmelerle şiirin adıda değiştirilmiştir; daha önce yayınlanan haliyle yağmur hüznü anlamına geliyorken sad of the god (tanrı hüznü) adını almıştır. aynı şiire başka çevirilerde evrenin hüznü, kapsayanın hüznü (hatta japoncadaki acıklı çevirisiyle anne hüznü) adları da verilmiştir. mitosu kaleme aldığı bilinen kahireli cemal in yakın bir yy da yaşamış olmasına rağmen başka kaynaklarda izine rastlanmıyor. krie, kahireli cemal in, şimdilerde çokça düşkünü olan anagram oyunlarını o zamanlar sıklıkla yapan kırım asıllı ünlü ozan celal ahrat olduğunu iddia etmiştir.

“ah alemler içinde alemler yaratan ve

en içtekini en dışa koyan.

ah alemlerinde türlü dünyalarla oyalanan.

söyle,hangi oyun sonsuza dek sürer?

ah binbir kadınından binbir masal dinleyene

binbir masal anlatan ay sultan.

söyle,hangi masal binbir geceden öteye gider,

hangi lambanın cini tüketebilir zamanı?

ah ömrünün o belirsiz taşını

o belirsiz tepeye sonsuza dek yuvarlamaya mahkum olan.

söyle,bitti mi cezan?

ah beynine marazlar düşürüp

gözlerinin kederine katlanan.

ah kaplanların postunda

kendisini düşleyenin adını arayan.

ah raflarında kum kitabı saklı

manastırın kör yazıcısı,

yolları çatallanan kitaplığın kör bekçisi.

söyle,ölümden öte nereye gösterir pusula?

hangi labirent sonsuzluğun sonuna çıkar?

ah … ”

Yağmur Hüznü – Ahmet Karcılılar, Can Yayınları

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

“Şimdi neler söylüyorsam tek yürekten, yarın söylenecektir binlerce yürekten…” H.Cibran

Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma….
kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de…
unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
yolcuya bakıp, yolunu tanıma.

yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.
vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;
asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…..
“en doğru yol: en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar.
onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
aldırma….
ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.
dostum, yollar yürümek içindir.
fakat, şu gerçeği de hiç unutma:
yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri,
yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları,
yolda metafizik uyuşturucularla keyif çatanları,
tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları,
maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları,
yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları,
yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,
ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları,
beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları,
yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.
aldırma, yürü…
göğsüne yüreğinden başka muska takma.
vahiy haritan,
nebi kılavuzun,
akıl pusulan,
iman sermayen,
amel azığın,
sevgi yakıtın,
ahlak karakterin,
edep aksesuarın,
merhamet sıfatın,
şeref ve izzet adın olsun.
doğru yol:
insanların çoğunun gittiği yol değildir, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.
unutma, tövbe özeleştiridir.
her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.
yön tayini sık sık gerekli olabilir.
haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.

Halil Cibran Lübnan asıllı ressam, şair ve filozof.

 6 Ocak 1883 Lübnan / 10 Nisan 1931 ABD
(Kahlil Gibran, Khalil Gibran, Jubran Khalil Jubran olarakta bilinir)

Birçok ermiş ve peygamber  yetiştirmiş bir toprakta, 1883 yılında Lübnan’da doğdu. 1931 yılında, uzun süredir yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak yalnızlık ve yoksulluk içinde öldü. Arzusu üzerine, doğduğu yer olan Bsharri köyüne gömüldü.

Arapça konuşan ve onun yazılarını bu dilde takip eden milyonlarca insan Cibran’ı çağının dahisi olarak kabul ederler. Eserleri ve düşünceleri dünya üzerinde geniş yankı uyandırdı. Şiirleri yirmiden fazla dile çevrilmiş olan Cibran aynı zamanda başarılı bir ressam idi. Resimlerinin bazıları günümüzde dünyanın birçok şehrinde sergilenmektedir.

Kaynak: (http://www.halilcibran.org/)

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Zeka Üzerine / Ortega Y Gasset

Zekanın yada ona dair özgünlüğün gündelik yaşamda görünürlüğün, – insanların farkına varmadan  tektipleştiği yeni medyalar aracılığıyla- giderek azaldığını düşünüyorum. Bununla ilgili Ortega Y Gasset’in bir yazısı oldukça ilgi çekici.

“Hiç değilse içinde yaşadığımız şu zamanlarda, entelektüellerin dışında zeki insana rastlanmıyor. Entelektüellerin çoğunluğu da zeki olmadığından, zekanın, şu gezegenimizde son derece az bulunur bir şey olduğu çıkıyor ortaya.

Zeki insanla aptal insan arasındaki fark, sonunda şuraya gelip dayanır: Zeki insan, kendisini kendi aptallığından koruyarak yaşar; aptallığını, ortaya çıkar çıkmaz anlar ve onu yok etmeye çalışır; oysa aptal insan, kendi aptallığına, koşulsuz olarak, büyülenmişçesine teslim olur.

Zeka, kendisini her şeyden çok sanatta göstermez, bilimde de göstermez; yaşam sezgisinde gösterir. Oysa entelektüel, hemen hemen hiç yaşamaz; entelektüel, çoğunlukla sezgi yoksunu biridir; dünyadaki edimleri sayılıdır; kadınlar, iş yaşamı, zevkler ve tutkularla ilgili bilgileri ise pek azdır. Entelektüel, soyut bir yaşam sürer; keskin dişli zekasının önüne gerçekten kanlı canlı bir et parçası atabildiği hiç görülmez.

Genelde insan, uyurgezerlerin ortasında yaşıyormuş izlenimini ediniyor; bu uyurgezerler, yaşamın içinden büyülü bir uykuya gömülmüş olarak geçip gidiyorlar; çevrelerinde olup bitenlerin farkına vardırmak için onları sarsıp uyandırmak olanaksız. Belki de insanlık hemen her zaman böyle bir uyurgezerlik içinde yaşadı; bu durumda fikirler, olup bitenlere gösterilen uyanık, bilinçli tepkiler olamaz; insanın içinde yaşadığı havadan, içine sızan formüller yığınından çekip çıkarılmış kör, otomatik alışkanlıklar olabilir yalnızca.

En büyük deha bile, kalabalığın sınırsız gücü karşısında yerle yeksan olur. Öyle anlaşılıyor ki gezegenimiz, sürekli olarak sıradan insanın yönetmesi için yaratılmıştır. Bu nedenle, önemli olan şey, ortalama düzeyin olabildiğince yükseltilmesidir. Bir ulusu büyük kılan, öncelikle sahip olduğu büyük kişiler değil, sayıca kabarık sıradan kişilerin boyutlarıdır. Kalabalığın ataletini sarsan, onları yüceliklere çeken üstün örnekler bulunmazsa, kanımca ortalama düzey elbette hiçbir zaman yükselmeyecektir. İşte, büyük insanların etkisinin ikincil ve dolaylı olması bu yüzdendir. Tarihsel gerçekliği oluşturan onlar değildir.

Neredeyse tüm erkekler ve kadınlar, kendi ilgi alanlarına gömülmüş olarak yaşar; dışlarında olup biten şeylere doğru göç etme itkisini duymazlar. Kendilerini çevreleyen manzara, onlara iyi davransın davranmasın, ufuk çizgileriyle tam bir yetinme duygusu içinde yaşarlar; ancak bir bedel karşılığında gerçekleştirebilecekleri belirsiz olasılıklara atılmaya hiç özlem duymazlar. Bu sınırlı, dar ufuk, derinlere işleyen bir merakla bağdaştırılamaz; bu tür merak, sonunda, bitip tükenmek bilmeyen bir göç etme içgüdüsü, kendinden koparak öbürüne gitme yolunda yabanıl bir itkidir.

Kuşkucular, en dolu, en zengin, en eksiksiz yaşayan kişilerdir. Aptalca bir düşünce, bizi kuşkucunun hiçbir şeye inanmadığı izlenimine götürür. Tam tersine, kuşkucuyu bağnazdan ayıran şey, bağnazın bir tek şeye, kuşkucununsa pek çok şeye, neredeyse her şeye inanmasıdır. Bu çok sayıda inanç, birbirini karşılıklı dizginleyerek, zihni esnek ve zengin kılar.

Derin çukurların içinden çıkıp yücelere ulaşmak pek de öyle kolay bir şey değildir.

Zeki İnsanlar / Jose Ortega y Gasset


Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum

Holstee Manifestosu: Tutkunu Giy!

* BU SENİN HAYATIN! Sevdiğin şeyi yap ve sıklıkla yap. Eğer bir şeyden hoşlanmıyorsan, değiştir. İşinden hoşlanmıyorsan, istifa et. Yeterince vaktin yoksa, tv izlemeyi bırak. Hayatının aşkını arıyorsan, dur, sevdiğin şeyleri yapmaya başladığında seni bekliyor olacaktır. Analiz etmeye ara ver, tüm duygular güzeldir. YAŞAM BASİTTİR. Yemek yerken her parça için şükret. Yeni insanlara ve şeylere zihnini, kollarını ve kalbini aç, farklılıklarımız ortaktır. Yanındaki kişiye tutkusunu sor, ve kendi ilham veren düşlerini onunla paylaş. SIKLIKLA SEYAHAT ET; kaybolmak kendini bulmana yardım edecektir. Bazı fırsatlar yalnızca bir kere gelir, kaçırma. Hayat insanlarla tanışman ve yarattığın şeylerle ilgilidir, dışarı çık ve yaratmaya başla! YAŞAM KISADIR. Düşünü yaşa ve tutkunu Giy!..

Tamamen tesadüfen rastladığım bir sitede, manifestoya benzer oldukça çarpıcı bu posteri gördüm, ilgimi çekti. Daha önce görenler mutlaka vardır ama ben yinede paylaşmak istedim. Kendimizle ilgili olarak, etrafımızdan çok fazla duyamayacağımız bir mesajı yüksek sesle söylemeye çalışıyor.

Bu posterle ilgili olarak biraz daha araştırma yaptığımda ise Holstee isimli kişisel aydınlanmayı ve sosyal konuları destekleyen online ürünler satan bir web sitesine ulaştım.  Ürünleri tamamen ekolojik ve geri dönüşümden gelen materyallerden üretilmekteymiş, ayrıca tüm satışlarının yüzde 10’unu gelişmekte olan ülkelerdeki girişimcilere gönderiliyor.

Biriktirmeye dayalı küresel kapitalist  sermayenin Dünya’daki ekolojik dengeye aralıksız zarar verdiği bu dönemde, böylesi bir girişimi taktir etmemek mümkün değil.

Geri dönüşümle üretilmiş ürünlerin kullanılması, yakın gelecekte hepimizin hayrına gözüküyor. Holstee ekolojik bir ekonominin ve başka dünyaların da mümkün olduğunu tüm girişimcilere hatırlatıyor.

Hikayelerini kendilerinden dinlemek isterseniz.

www. holstee.com

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın